1. MASAL KAPAK

Fare Fındık ve Konuşan Çiçek

Bir zamanlar, yemyeşil yapraklarla dolu, rengarenk çiçeklerin açtığı Minik Patiler Ormanı’nda, pırıl pırıl gözleriyle etrafa bakan Cesur Fare Fındık yaşarmış.

Fındık, diğer fareler gibi sadece peynir peşinde koşmazmış. Onun en sevdiği şey, ormanın en derinliklerine gidip hiç kimsenin görmediği konuşan çiçekleri bulmakmış. Her gün, sırtına minik bir keşif çantası takar, içine bir parça kurabiye koyar ve konuşan çiçeklerin fısıltılarını dinlemek için yola çıkarmış.
Bir gün, Fındık daha önce hiç gitmediği, sık çalıların ardına gizlenmiş küçük bir açıklığa rastlamış. Orada, yaprakları mor, ortası altın sarısı parlayan, sanki etrafa ışık saçan bir çiçek görmüş. Bu çiçek, diğerlerinden çok farklıymış. Fındık yavaşça yaklaşıp kulağını uzattığında, çiçeğin fısıltısını duymuş:

Çiçek: “Hoş geldin, küçük kaşif! Seni bekliyorduk.”

Fındık şaşkınlıkla gözlerini kocaman açmış. Bu, şimdiye kadar duyduğu en net konuşan çiçek sesiymiş!

Fındık: “Beni mi bekliyordunuz?”

diye sormuş fısıltıyla.
Çiçek gülümsermiş gibi sallanmış ve heyecanla fısıldamış:

Çiçek: “Evet, seni bekliyorduk! Çünkü dünyanın diğer ucunda büyük bir hazine var ve bu hazineyi ancak kalbi senin kadar cesur ve kulakları senin kadar açık olan biri bulabilir. Sana bunu söylemek ve seni yolcu etmek için çağırdık.”

Fındık’ın kalbi küt küt atmaya başlamış. Bir hazine mi? Dünyanın diğer ucunda mı? Hemen sırt çantasını kontrol etmiş, minik haritasını çıkarmış ve konuşan çiçeğe teşekkür ederek yola koyulmuş.

1. SAHNE GÖRSEL

İlk durağı, her yerin mis gibi koktuğu, ağaçlarından şekerlemeler sarkan, ırmaklarından ballar akan Tatlı Ormanı olmuş. Burası o kadar güzelmiş ki, Fındık daha önce hiç böyle bir yer görmemiş. Hemen ormanın en ünlü tatlısını, kocaman bir çilekli kremalı pastayı denemiş ve tadına bayılmış! Hayatında yediği en en hem de en iyi tatlıymış. Orada Şekerden bir kulübede yaşayan Şirin Tavşan Pamuk ve rengarenk tüyleri olan Neşeli Kuş Cikcik ile tanışmış. Hatta Neşeli Kuş Cikcik, Fındık’a tatlıca dilini öğretmiş.

Fındık, Pamuk ve Cikcik ile Tatlı Ormanı’nda harika vakit geçirmişler. Ancak Fındık, aklının bir köşesindeki hazineyi unutmamış. Yeni arkadaşlarına macera planını anlatınca, Pamuk ve Cikcik de ona yardım etmek istemişler.

Pamuk: “Seninle gelmek isteriz, Fındık!”

demiş Pamuk heyecanla. Cikcik de

Cikcik: “Evet, biz de macerayı seviyoruz!”

diye ötmüş.

Birlikte, Tatlı Ormanı’ndan ayrılıp Bulutların Ülkesi’ne doğru yola çıkmışlar. Burası, her yerin bembeyaz ve yumuşacık bulutlarla kaplı olduğu, gökyüzünde yüzen adaların olduğu bir yermiş. Yürürken ayakları bulutlara batıyor, her adımda “puf puf” diye sesler çıkarıyormuş.
Bulutların Ülkesi’nde Fındık, Pamuk ve Cikcik, gökkuşağı renklerinde uçan balıklar görmüşler. Bu balıklar, şarkı söyleyerek bulutların arasından geçiyorlarmış. Fındık, Neşeli Kuş Cikcik’in öğrettiği tatlıca dilde

Fındık: “Bal gibi selam!”

diye bağırmış. Uçan balıklar da onlara tatlı melodilerle karşılık vermiş.
Ama Bulutların Ülkesi’nin bir de zorluğu varmış: Rüzgar, bazen o kadar hızlı esiyormuş ki, küçük arkadaşlar neredeyse uçup gidiyorlarmış!

Rüzgar estiğinde Pamuk kulaklarını kapatıyor, Cikcik de tüylerini kabartıyordu. Fındık ise minik patileriyle yere sıkıca basmaya çalışıyordu. Bir süre sonra, ilerlemeleri imkansız hale gelince, Bulutların Ülkesi’nin en yaşlı bulutu olan Bilge Bulut Baba’dan yardım istemeye karar vermişler. Bilge Bulut Baba, gökyüzünün en yüksek noktasında, bulutlardan örülmüş bir evde yaşarmış. Fındık, tatlıca dilde en tatlı rica cümlelerini kullanarak Bilge Bulut Baba’ya ulaşmayı başarmış. Bilge Bulut Baba, onların cesaretine hayran kalmış ve onlara, rüzgarları dindiren sihirli bir tüy hediye etmiş. Bu tüyü tuttuklarında rüzgarın onlara nazik davrandığını fark etmişler.

Sihirli tüy sayesinde rüzgar artık onları rahatsız etmemiş ve grup kolayca karşıya geçebilmiş. Geçtikleri yerde, gökyüzü daha da parlak, bulutlar daha da yumuşakmış. Orada, daha önce hiç görmedikleri yeni arkadaşlar edinmişler: Mavi kanatlı minik kelebekler ve ışık saçan parıldayan tırtıllar. Onlarla birlikte dünyanın en en hem de en büyük pamuk şekerini bulmuşlar ve her biri kocaman bir parça koparıp afiyetle yemiş. Pamuk şeker o kadar büyükmüş ki, bitirmek için bayağı uğraşmışlar.

Akşam olmuş, gökyüzü mor ve turuncu renklere bürünmüş. Bütün arkadaşlar bir araya gelip Bulutların Ülkesi’ne özel Bulut Marşı’nı okumuşlar. Bu marş, bulutların dansını, yıldızların parıltısını anlatan, çok neşeli bir şarkıymış. Şarkı bitince, herkes yumuşacık bulutların üzerine uzanıp derin bir uykuya dalmış.
Sabah olunca, güneşin ilk ışıklarıyla uyanmışlar. Fındık ve arkadaşları, Bulutların Ülkesi’ndeki yeni dostlarıyla oyun oynamışlar. Bulutların üzerinden kaymışlar, gökkuşaklarının altından geçmişler.

Artık yola çıkma vakti geldiğinde, iki küçük, sevimli bulut, Pufi ve Pofuduk, onlara yaklaşmış.

Pufi ve Pofuduk: “Biz de gelebilir miyiz?”

diye sormuşlar utangaç bir şekilde. Fındık ve diğerleri birbirlerine bakmış, gülümsemişler.

Fındık ve diğerleri: “Tabii ki gelebilirsiniz!”

demişler hep bir ağızdan. Pufi ve Pofuduk da sevinçle onlara katılmış.

Yeni arkadaşlarıyla birlikte, sonunda dünyanın diğer ucuna, yani son durağa gelmişler. Karşılarında yükselen koca bir dağ varmış; konuşan çiçeğin bahsettiği hazinenin olduğu yer burasıymış. Heyecanla dağa tırmanmışlar. En tepeye ulaştıklarında, hazineyi bulmak için kazmaya başlamışlar. Kazmışlar, kazmışlar, ama ne kadar uğraşsalar da hazineyi bir türlü bulamamışlar.

Tam hayal kırıklığına uğramaya başlamışken, Fare Fındık’ın gözleri birden parlamış.

Fındık: “Şimdi anladım!”

demiş neşeyle. Arkadaşları şaşkınlıkla ona bakmışlar ve hep bir ağızdan,

Fındık’ın Arkadaşları: “Nasıl yani?”

diye sormuşlar.
Fare Fındık onlara dönmüş, kocaman gülümsemiş:

Fındık: “Hazine aslında sabırlı olmakmış! Biz yolda pes ettik mi? Hayır! Tatlı Ormanı’nda Pamuk ve Cikcik’le tanıştık, Bulutların Ülkesi’nde Pufi ve Pofuduk’la arkadaş olduk. Zorluklarla karşılaştık ama birlikte üstesinden geldik. Hazine, yolculuğun kendisiymiş, edindiğimiz dostluklar ve öğrendiğimiz şeyler. İşte asıl hazine bu!”

Pamuk, Cikcik, Pufi ve Pofuduk, Fındık’ın söylediklerini duyunca gözleri açılmış. Gerçekten de, yaşadıkları her an, edindikleri her yeni dost, paha biçilemez birer hazineymiş. Hep birlikte birbirlerine sarılmışlar, çünkü en büyük hazineyi, dostluğu ve macerayı bulmuşlardı.

Ve masal da burada bitmiş.

Fare Fındık ve Konuşan Çiçek
0:00 0:00

Benzer Masallar

Gökkuşağı Orkestrası

Gökkuşağı Orkestrası

Sahne 1 – “Kaybolan Renkler” Küçük köyün sabahları her zaman rengârenk olurdu. Çiçekler gökyüzüne doğru açılır, kuşlar şarkılar söyler, güneş parlak sarısıyla çocukların oyunlarını aydınlatırdı. Fakat bir sabah Lina penceresinden dışarı baktığında şaşkına döndü. Çiçeklerin kırmızısı solmuş, gökyüzü griye bürünmüş, kuş sesleri bile kaybolmuştu. LİNA: “Ne oluyor böyle?” diye mırıldandı. O sırada bahçesine Miro koşarak […]

Oku
Minik Damla’nın Harika Yolculuğu

Minik Damla’nın Harika Yolculuğu

Sahne 1 – Meraklı Damla Geniş, yemyeşil bir çayırın ortasında, pırıl pırıl parlayan küçük bir gölet vardı. Bu gölet, binlerce su damlasının eviydi. O damlalardan biri de Damla’ydı. Damla, diğerlerinden biraz daha meraklıydı. Diğer damlalar usulca salınırken, o hep etrafını izler, gökyüzünü süsleyen pamuk gibi bulutlara ve her sabah onlara gülümseyen parlak güneşe hayranlıkla bakardı. […]

Oku
Kitaplıktan Kaçan 5 Afacan

Kitaplıktan Kaçan 5 Afacan

1.Bölüm – Uykuyu Sevmeyen Tohum Toprağın derinliklerinde, binlerce tohum tatlı bir kış uykusundayken, içlerinden biri gözlerini kocaman açmış etrafı dinliyordu. Bu, minicik, meraklı tohum Tini’ydi. Diğer tohumlar gibi dinlenmek ve baharı beklemek yerine, Tini sürekli hareket ediyor, sert kabuğunun içinde dönüp duruyordu. Dışarıda neler olduğunu, rüzgârın nasıl şarkı söylediğini, güneşin neye benzediğini hayal ediyordu. Toprak […]

Oku